İsteyene Üniversite, İsteyene Limon!

YÖK Başkanı, kısmen "adalet" ilkesinden yola çıkıp "Seneye kimse açıkta kalmayacak" diyor.
Yani, "Üniversite isteyen herkese üniversite".
"Açık" ta kalmamanın yolu ise "Açık Öğretim".
Formül şu:
"Açık" öğretimi hakikaten herkese "açık" yaparsanız "açık" ta kimse kalmıyor!

Aslında Prof. Özcan'ın söylediği doğru: "Bu bir sıralama sınavı".
İlkesi de yanlış değil: Tüm gençlere üniversite hakkı!
Her ikisi de "adalet"e, "hakkaniyet"e atıf yapıyor.
Hele, "Hakkarili çoban"ın başarısını dikkate alırsanız, bütün sorun azimden, çalışmaktan, "sıralama"da bir yere ulaşmaktan ve ne olursa olsun bir üniversiteye, fakülteye, yüksek okula kayıt yaptırıp "açık"ta kalmamaktan oluşuyor.

Bu tartışmada, ilköğretimdeki 10 milyon çocuğun 10 milyon kişisel öyküsünün nasıl oluştuğu, nasıl geliştiği yok.
Tamam bu YÖK Başkanı'nın asli işi değil; tamam, tamamen 6 yıllık bir iktidarın tek başına sorumluluğu da değil.
Ama, bu tartışmada "bir üniversiteye, fakülteye, yüksekokula kapağı atan" herhangi bir gencin öyküsünün sonradan ne olduğu da yok.
Günlerdir, eğitimin belkemiği sayılan "öğretmenler"i öğretmen olarak yetiştirip öğretmen yapamayan, "açık"ta bırakan, birbiri üstüne yığan, bunalımlara sürükleyen, derslik ve dershanelerde "mevsimlik işçi" olarak çalıştıran, sonra onlara cevap olarak "Tıbbı kazansaydı, yapamadı, Kars Kafkas'ı kazandı diye ben ne yapayım" diyebilen bir "Sistem"den söz ediyoruz.

İlköğretimini, oradaki binlerce öğretmen ile öğretmen olabilmek için bekleyeni, eğitimin niteliğini, okullar ve yöreler arasındaki anormal eşitsizliği, itilmişliği çocukların önlüklerine, çantalarına, defterlerine ve ruhlarına kazıyan imkansızlıkları mesele etmiyoruz ki.
Ağaçları yaşken eğmek için abanıp duran bir "eğitim zihniyeti"nden hiç bahsetmiyoruz.
Yaşken eğilmeleri yetmediği için, okulu bırakıp atıldığı "emek pazarı"nda da, okulları devirip çıktığı "iş ortamı"nda da hemen köleleştiren bir piyasa...
Akademik hali ile öğrencilerden beklentisi "lise talim ve terbiyesi" kıvamındaki "özgür ve özerk üniversite" de tartışılmıyor pek.
Eldeki diplomalarla, memlekette her yıl en fazla 30 ila 40 bin kadar üniversitelinin, yani 1.5 milyon genç arasından ancak o kadarının, "mutlu olma hakkı" bulabilmesini de konuşan yok.

Lakin, üniversite sınavında sıralamaya girip kimse açıkta kalmamalı!
Hiç yoktan iyi tabii.
O güne kadar gelememiş milyonlarca çocuğu kırıp dökerek eleyen sistemi unut...
Üniversiteye kapağı atmış onbinlerin diplomasına yapıştırılmış umutsuzluğu, işsizliği, hatta niteliksizliği unut...
Okullar, öğretmenler, çocuklar, imkanlar arasındaki büyük eşitsizliği, kamu eğitiminin nasıl kurutulduğunu unut...
İlköğretimin özgürlük, hak bilinci; eleştirel düşünce, yaratıcı fikir oluşturma bakımından nasıl çorak, nasıl kaba, nasıl despotik olduğunu unut...
Meslek liselerinin çok üst düzey çekişmelerimiz yüzünden çürüdüğünü unut...
Kimse açıkta kalmasın!
Dibi kırık şişeye şık bir kapak iyi gider doğrusu.
Ayılana üniversite, bayılana limon sandığı.

Yorumlar

Yeni yorum gönder

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

sponsorlu bağlantılar

Anket

Meslek liselerin yaşadığı katsayı sorunu nasıl değerlendiriyorsunuz: